"Enter"a basıp içeriğe geçin

ZAMAN NEDEN BU KADAR HIZLI GEÇİYOR? PEKİ KAMU NEDEN AYNI HIZDA DEĞİŞMİYOR?

Son yıllarda hemen herkes aynı cümleyi daha sık kuruyor:

“Zaman çok hızlı geçiyor.”

Daha yıl yeni başlamış gibi hissederken aylar geride kalıyor. Haftalar gün, aylar hafta gibi geçiyor. Bazen bir ayın nasıl geçtiğini bile fark etmiyoruz.

Akıllı Şehirler, Akıllı Yönetimler, Akıllı Hayatlar kitabımda “Zaman Ekonomisi” başlığı altında zamanın aslında en önemli kıt kaynaklardan biri olduğunu belirtmiştim.

Çünkü para yeniden kazanılabilir, yatırım yeniden planlanabilir, proje yeniden yapılabilir. Ama kaybedilen zaman geri getirilemez.

Bugün ise bu mesele çok daha önemli bir noktaya geldi. Çünkü yalnızca hayatın hızı artmadı; insanların zaman algısı da değişti. Bilgi akışı hızlandı. Teknoloji hızlandı. İletişim hızlandı. İnsanların karar ve sonuç beklentisi hızlandı.

Ve ortak duygu şu: Zaman yetmiyor.

Peki, vatandaşın zamanı bu kadar hızlanırken kamu yönetiminin zamanı da aynı hızla ilerliyor mu?

Zaman yalnızca takvim değildir

Kamu yönetiminde zamanı çoğu zaman beş yıllık planlar, yıllık programlar, ihale süreleri ve proje takvimleri üzerinden okuyoruz. Oysa zaman ekonomisi bundan fazlasıdır.

Bir kamu kurumunun kendi zamanını nasıl kullandığı kadar, vatandaşın zamanını nasıl kullandığı da önemlidir.

Bir işlem için saatlerce beklemek, aynı belge için birkaç birime gitmek, kötü planlanan ulaşım nedeniyle her gün fazladan zaman harcamak… Bunların tamamı birer zaman maliyetidir. Ve bu maliyet vatandaşın hayatından ödenir. Kamu yalnızca bütçeyi yönetmez. Kamu zamanı da yönetir.

Beş yıl gerçekten ne kadar uzun?

Bir yerel yönetim açısından düşünelim. İlk yıl hazırlık, ikinci yıl planlama, üçüncü yıl ihale, dördüncü yıl uygulama derken bir anda beşinci yıl gelir.

Sonra vatandaş şu soruyu sorar:

“Beş yıl ne zaman geçti?”

Bu nedenle zaman ekonomisi aynı zamanda bir hesap verebilirlik meselesidir. Artık yalnızca “Ne yaptınız?” diye sormak yetmez. Bir karar ne kadar sürede alındı? Bir fikir ne kadar sürede uygulamaya geçti? Bekleme süreleri gerçekten gerekli miydi? Görev süresinin ne kadarı gerçek kamusal değere dönüştü?

Teknoloji haftalık güncelleniyor. Peki, yönetim anlayışı?

Bugün teknoloji şirketleri ürünlerini neredeyse haftalık olarak güncelliyor.

Bir uygulamayı daha yeni güncellediğimizi düşünüyoruz; kısa süre sonra yeni bir güncelleme geliyor. Çünkü teknoloji değişiyor. Kullanıcı davranışı değişiyor. İhtiyaçlar değişiyor. Veri değişiyor. Koşullar değişiyor.

Peki, yönetim anlayışı kendisini bu zaman akışına göre güncelleyebiliyor mu?

Kamu kurumları yalnızca kullandıkları teknolojiyi değil; karar alma biçimlerini, iş süreçlerini, organizasyon yapılarını ve önceliklerini de yenileyebiliyor mu?

Asıl soru belki de şu:

Teknoloji haftalık güncellenirken, kamu yönetimi kaç yılda bir kendisini güncelliyor?

Eğer teknoloji yenileniyor ama yönetim modeli yıllarca aynı kalıyorsa, mesele yalnızca teknolojik geri kalmışlık değildir. Yönetim zamanı kaçırıyor demektir.

Bu nedenle bugün yalnızca doğru projeyi seçmek yetmez. Doğru proje, doğru zamanda yapılmalıdır.

Ben bunu şöyle ifade ediyorum:

Kamusal Değer = Doğru İş × Doğru Zaman

Kentsel zekâ zamanı da yönetebilmelidir

Kentsel zekâ yalnızca veri, sensör veya yapay zekâ kullanmak değildir.

Kentsel zekâ; kent hafızasını, insan deneyimini, yönetim kapasitesini, veriyi ve teknolojiyi kullanarak doğru işi, doğru sırada ve doğru zamanda yapabilme kapasitesidir.

Bir proje doğru olabilir ama geç kalmış olabilir. Bir yatırım gerekli olabilir ama yanlış önceliklendirilmiş olabilir. Bir karar teknik olarak doğru olabilir ama zamanı kaçırılmış olabilir.

Bu nedenle kentsel zekâ yalnızca “Ne yapmalıyız?” diye sormaz. Aynı zamanda “Ne zaman yapmalıyız?” diye sorar.

Ve belki de akıllı şehir ile kentsel zekâ arasındaki önemli farklardan biri tam burada ortaya çıkar:

Akıllı şehir teknolojiyi günceller. Kentsel zekâ yönetim anlayışını da günceller.

Belki artık “zaman bütçesi” konuşmalıyız

Kamu kurumları mali bütçelerini hazırlıyor. Yatırım programlarını yapıyor. Personel planlamasını oluşturuyor. Belki artık bunların yanına bir de zaman bütçesi koymalıyız.

Çünkü 21. Yüzyılda kamu yönetiminin yeni kıt kaynağı yalnızca para değildir.

Zamandır.

Ve gelecekte yöneticilere yalnızca “Kaç proje yaptınız?” diye sormak yeterli olmayabilir.

Asıl sorular şunlar olabilir:

Kentin zamanını ne kadar iyi yönettiniz? Vatandaşın hayatından ne kadar zaman kazandırdınız? Değişen dünyaya yönetim anlayışınızı ne kadar hızlı uyarladınız?

Ve belki de en zor soru şu:

Bir yönetim beş yıl boyunca çok çalışıyor görünüp, aslında kentin beş yılını tüketmiş olabilir mi?

Çünkü faaliyet çokluğu ile zamanın iyi yönetilmesi aynı şey değildir. Çok toplantı yapmak, çok proje açıklamak, çok bütçe harcamak ya da sürekli görünür olmak; tek başına iyi yönetim anlamına gelmez. Eğer doğru karar doğru zamanda alınmıyorsa, vatandaşın zamanı korunmuyorsa ve yönetim modeli değişen dünyaya uyum sağlayamıyorsa, ortaya çıkan şey faaliyet olabilir ama kamusal değer olmayabilir.

Belki de bundan sonra kamu yönetiminin en önemli performans sorusu şu olmalı:

“Bu yönetim kente ne yaptı?” değil, “Kentin zamanını nasıl kullandı?”

Serdar Aslan | Kentbilimci | Kentsel Zekâ Araştırmacısı

CityLab

zaman ekonomisi

#ZamanEkonomisi #KentselZeka #KamuYonetimi #YerelYonetimler #KamusalDeger #AkilliSehirler #Yonetim #SehirYonetimi #KentYonetimi #Verimlilik #ZamanYonetimi #DijitalDonusum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir