TÜYGEÇ, e-scooter olarak bildiğimiz mikromobilite araçları için benim ürettiğim Türkçe bir isimdir.
Tüygeç ‘i üretirken çıkış noktam yalnızca dil değildi. Kentte ortaya çıkan yeni bir hareket biçimini nasıl tarif ettiğimiz de önemliydi. Çünkü kent yaşamına giren her yeni araç, teknoloji ve davranış biçimi zamanla kentin dilinin de bir parçası oluyor
Bu araçlara, hayatımıza girdiklerinden beri hiçbir zaman karşı çıkmadım. Dahası, onları sadece teknik bir ulaşım aracı olarak da görmedim. Onları, şehir içinde kısa mesafelerde hızlı, hafif, pratik ve çevre dostu hareketlilik sağlayan, yoğun trafikte tüy gibi geçip ilerleyen araçlar olarak gördüm.
Buradan hareketle “tüy gibi süzülmek” ve “tüyüp geçmek” çağrışımlarını bir araya getirdim.
Ortaya TÜYGEÇ çıktı.
Tüy gibi süzülen.
Yoğunluğun arasından sıyrılan.
Tüyüp geçen.
Kelimenin mantığı bu kadar açık.
Ama burada benim için daha büyük bir mesele de vardı: Türkçenin yeni teknolojiler karşısında nasıl davrandığı.
Türkçe çok güçlü bir dil. Yeni kavramları yalnızca olduğu gibi almak zorunda değil. Kendi karşılığını da üretebilir.
“Television” kelimesini televizyon olarak dilimize aldık. Ama “computer” için bilgisayar gibi son derece güçlü bir Türkçe karşılık bulduk.
Aradaki fark bana göre sadece kelime farkı değil.
Bu bir dil bilinci meselesi.
E-scooter kentlerimize girdiğinde ben de aynı soruyu sordum:
Biz buna neden sadece e-scooter diyelim?
Türkçe bunun için kendi kelimesini neden üretmesin?
TÜYGEÇ tam olarak bu düşüncenin sonucu oldu.
Bu kavram bir günde ortaya çıkmadı.
Tüygeçler 2018 yılından beri benim çalışma alanıma girdi. E-scooterların kentlerde nasıl kullanıldığını, ne tür avantajlar sağladığını, hangi sorunları ortaya çıkardığını takip ettim. Kent yönetimlerinin de bu yeni tip hareketlilik biçimine nasıl yaklaşması gerektiğini de hâlâ takip ediyorum.
Bu çalışmaların sonucunda Kasım 2021’de nihai metnine kavuşan ve Şubat 2022’de güncellenerek yayımlanan “Mikrodan Makroya Mikro-Mobilite E-Scooter Ön Çalışma Raporu” ortaya çıktı.
Raporda özellikle “E-Scooter” ifadesini kullandım.
Bunun nedeni de açıktı.
Hazırladığım çalışma yalnızca Türkiye’de okunacak bir metin değildi. Uluslararası kent yönetimi ve mikromobilite literatüründe de anlaşılabilir olmasını istiyordum.
Ama Türkçedeki karşılığı konusunda benim önerim başından beri belliydi:
TÜYGEÇ
Kavramı Türk Dil Kurumu’na ve kent yöneticilerine de sundum.
Çünkü mesele yalnızca bir kelime üretmek değildi.
Yeni bir kentsel hareket biçiminin Türkçede kendi adıyla yaşayabilmesini istedim.
Bugün 54 yaşındayım.
Yıllardır kentler üzerine çalışan bir kentbilimci olarak şunu çok net görüyorum:
Kentler yalnızca binalardan, yollardan, altyapıdan ve teknolojiden oluşmaz.
Kentlerin bir dili vardır.
Bir hafızası vardır.
Bir dönem kullanılan araçlar, sokaklar, meslekler, alışkanlıklar ve onlara verilen isimler zamanla o kentin hafızasına dönüşür.
Bugün TÜYGEÇ herkesin kullandığı bir kelime olmayabilir.
Bu benim için bir sorun değil.
Önemli olan kavramın neden üretildiğinin, ne zaman ortaya çıktığının ve kim tarafından ortaya konduğunun kayıtlı olmasıdır.
Bir gün araştırmacılar Türkiye’de mikromobilitenin ilk dönemlerine baktığında, e-scooterların kent yaşamına nasıl girdiğini ve Türkçede buna karşı nasıl bir kavram üretme arayışı olduğunu incelediğinde, TÜYGEÇ de o tarihin içinde olacaktır.
Ben bugün yalnızca kayda düşüyorum:
TÜYGEÇ, 2018’den itibaren yürüttüğüm mikromobilite çalışmalarının, saha gözlemlerimin ve kentbilimci bakışımın sonucunda ürettiğim özgün bir Türkçe kavramdır.
Doğduğu tarih bellidir.
Hikâyesi bellidir.
Kimin ürettiği bellidir.
Bundan sonrası ise artık yalnızca benim meselem değil.
Bir kelime ortaya çıktıktan sonra onu yaşatacak olan toplumdur.
TÜYGEÇ artık Türkçenin ve kent hafızasının içindedir.
Kentbilimci


