"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yapay Zekâ Çağında Kentsel Zekâ

Kent Birikimi, İnsan Deneyimi ve Yapay Zekânın Yeni Dengesi

Bugün yapay zekânın geldiği nokta gerçekten inanılmaz. İnsanlık özellikle son iki yılda büyük bir sıçrama yaşadı. Kimileri yapay zekâyla kentlerini tasarlıyor, ulaşımı yönetiyor, enerji kullanımını optimize ediyor; kimileri ise akşam evde ne pişireceğini, cildindeki bir lekeyi ya da hayatındaki bir derdi ona soruyor.

Kısacası, parkta oturan da, toplu taşımayla hareket eden de, o parkın sulamasını yöneten de, toplu taşıma sistemini kontrol eden de artık yapay zekâdan bağımsız düşünemiyor. Ve yapay zekâdan her yanıt aldığımızda akıllarda aynı soru biraz daha büyüyor: “AI varsa insana ihtiyaç var mı?” İşte asıl yanılgı burada başlıyor. Çünkü yapay zekâ ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, insanlığın binlerce yıllık yaşanmışlığına, sezgisine ve deneyimine hâlâ sahip değil. Daha da önemlisi, yapay zekânın size vereceği sonuç, sizin o konu hakkında ne bildiğinizle ve gelen cevabı ne kadar doğru değerlendirebildiğinizle doğrudan ilişkili.

Bir konuda hiçbir bilgisi olmayan kişinin yapay zekâyla kurduğu ilişkiyle, aynı konuda yılların birikimine sahip bir uzmanın kurduğu ilişki aynı değil. Deneyimli insan ilk cevabı kabul etmiyor; sorguluyor, itiraz ediyor, düzeltiyor, yeniden soruyor.

İşte tam burada insan zekâsı ile yapay zekâ arasında bir tür mücadele başlıyor ve çoğu zaman bu mücadele ilk cevaptan çok daha iyi bir sonuca ulaşıyor. Bu yüzden benim bir sözüm var: “Experience > AI.” Deneyim yapay zekâdan büyüktür. Bu, yapay zekâyı küçümsemek anlamına gelmiyor. Tam tersine, onun gerçek gücünü doğru yere koyarak hakkını vermek anlamına geliyor. Yapay zekâ milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyebilir, insanın gözünden kaçabilecek ilişkileri ortaya çıkarabilir, olasılıkları hesaplayabilir ve geleceğe ilişkin öngörüler sunabilir. Fakat hangi sorunun önemli olduğunu, hangi cevabın gerçekten anlam taşıdığını ve alınacak kararın insan hayatında, toplumda ve kentte nasıl bir karşılık yaratacağını belirleyen hâlâ insanın birikimi, sezgisi ve deneyimidir.

Kentsel zekâ da benim için tam olarak böyle bir şeydir. Bir kentin yaşanmaya başladığı günden bugüne taşıdığı hafıza; insanların deneyimleri, yöneticilerin tecrübesi, politikacıların vizyonu, planlama birikimi, ekonomik kapasite, demokratik yönetim anlayışı ve sürdürülebilirlik hedefleri o kentin birikimini oluşturur.

Bugünün verisi, teknolojisi ve yapay zekâsı ise bu birikimin yerine geçmez; onu işleyen, görünür hâle getiren ve etkisini büyüten bir çarpan görevi görür.

Bu nedenle kentsel zekâyı herkesin kolayca anlayabileceği şekilde şöyle tanımlıyorum:

Kentsel Zekâ = Kent Birikimi × Teknolojik Çarpan Kent Birikimi = Kent Hafızası + İnsan Deneyimi + Yönetim Vizyonu + Planlama + Ekonomi + Demokratik Akıl + Sürdürülebilirlik

Teknolojik Çarpan = Veri × Teknoloji × Yapay Zekâ

Geleceğin başarılı şehirleri bu yüzden yalnızca daha fazla yapay zekâ kullanan şehirler olmayacak.

Asıl sıçramayı; yapay zekâyı kendi tarihine, kent hafızasına, insan deneyimine, kurumlarına ve yönetim kültürüne doğru biçimde entegre edebilen şehirler yapacak. Çünkü şehir bir algoritmadan ibaret değildir.

Şehir; yaşayan, hatırlayan, hata yapan, öğrenen ve sürekli dönüşen bir organizmadır. Yapay zekâ bu organizmanın kapasitesini olağanüstü ölçüde büyütebilir; ancak kentsel zekâ, geçmişin birikimini bugünün verisi ve teknolojisiyle işleyerek geleceğin ortak kent aklına dönüştürme yeteneğidir.

Yapay zekâ bunun çok güçlü bir parçasıdır; ama asla kentin kendisi değildir.

Serdar Aslan

Kentbilimci | Kentsel Zekâ Araştırmacısı Akıllı ve Sürdürülebilir Şehirler Uzmanı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir