Kutuplaşma hızla yayılıyor…
İnsanlar; siyasette, sosyal medyada, kent yaşamında hatta evlerinin içerisinde bile kutuplaşmış durumdalar. Kutuplaşmış siyaset dili neredeyse toplumun tüm katmanlarında gözlemleniyor. Koronavirüs ile eve kapanan ve sosyal ilişkilerinden soyutlanan toplum, izledikleri siyasetçiler ve takipçisi oldukları sosyal medya hesaplarının nefret dilini benimser halde.
Nefret söylemi çıtası o kadar yükseldi ki eskiden yumruk yumruğa kavga sebebi olan ‘Sen kimsin?’ sözü hafif kalıyor; asmalar, kesmeler, linç etmeler havada uçuşuyor. Kırk yıllık evli çiftler bile kutuplaşmanın etkisinde kalırken, karşılıklı diyalogların yerini nefret dili savaşları aldığı için boşanmalar en yüksek seviyelerde yaşanıyor.
Durum belki de 1980 öncesi sağcı-solcu çatışmaları kadar vahim. Yarınlarda ne olacak? belirsizliği ve karamsarlığı ise hızla büyüyor…
Tarafların; bırakın sizin karşı taraftan olmanıza, tarafsız olmanıza, başka bir fikri savunmanıza hatta bu kutup siyasetinden farklı 3.bir yol istemenize dahi tahammülü kalmadı.
O taraf bu taraf demeden herkes kendi yandaşını, yanlış da olsa savunuyor, özeleştiri yapmıyor, bırakmıyor.
Peki doğrulara ne oldu? Doğruluk hani en büyük erdemdi? İyi insan olmayı emreden dini vecibelere ne oldu? Sana taş atana sen gül at atasözü unutuldu mu? Hani kötü söz sahibine aitti? Kanunun, günahın, örf-adetin, komşuluğun, 40 yıl hatırının olduğu kahvelerin hiçbir yaptırımı kalmadı mı? ki nefret söylemleri toplum dili haline gelmeye başladı.
HER HAFTA BİR OLAY VAR
Sosyal medyada büyüyen bu nefret dili artık kentin gündelik akışındaki olaylara da ciddi anlamda sirayet eder halde. Geçen hafta minibüse maskesiz binen kadına yaşça büyük bir erkek; düzgünce uyarmak yerine kötü kelimeler içeren ve hakaretlerle dolu nefret diliyle ağır bir saldırı yaptı. Ve bu olay ilk değil hatta neredeyse artık sıradan bir durum haline geldi.
Uyarmanın dili bile nefret söylemi haline geldi sizin anlayacağınız…
PEKİ NEDİR BU NEFRET SÖYLEMİ ?
Birleşmiş Milletler nefret söylemini: bir kişiye veya gruba kim olduklarına dayalı olarak saldıran veya aşağılayıcı veya ayrımcı bir dil kullanan her türlü konuşma, yazı veya davranış biçimi olarak tanımlıyor.
Britannica’da ise ırk, etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, din, yaş, fiziksel veya zihinsel engel ve diğerleri gibi özelliklerle tanımlanan bir sosyal gruba (iddia edilen) üyelik temelinde bir kişiyi veya kişileri karalayan nefret söylemi, konuşma veya ifade olarak tanımlanıyor.
Bazı şekil ve sembollerle birlikte görsel paylaşımlar da nefret söyleminin ögeleri olarak kabul edilebiliyor.
Baktığınızda sosyal medyadaki hemen hemen her paylaşımın altındaki yorumlarda, bu tanımlamalara rastlamak mümkün. Hele hele bir de eleştiri ya da siyasi bir paylaşım yaptıysanız vay halinize.
TROL ORDULARININ DİLİ: NEFRET DİLİ
Sosyal medyada devasa trol orduları mevcut. Mevcut siyasi kutbun her iki uzantısının da trolleri var. Her iki tarafın saldırısı altında olan kişi sayısı hiç de yadsınacak düzeyde değil. Çünkü binlerce hesaplı bu trol orduları önlerine kim çıksa ona saldırıyorlar. Tıpkı virüs gibi de bulaşıcılar. Bunların bazıları bankamatik bazıları ise gönüllü trol. Ancak hepsi aynı nefret dilini kullanıyor. Fikrinizi ya da yorumunuzu değersizleştiren, hakaret eden, kişilik haklarınıza saldıran nefret söylemine dair tanımlamaların bile yetersiz kaldığı ağır bir nefret dili hakim her tarafta. Çünkü bilgilere göre yorumların yapıldığı, fikirlerin tartışıldığı bir ortam yok. Zaten herhangi bir bilgileri de olmadığı için buna gerek duymuyorlar. Nasılsa saldırı var, nefret dili var. Bu şekilde bertaraf etme, linç etme anlayışıyla 7/24 mesailerinin başındalar.
SOSYAL MEDYADA DURUM BU HALDEYKEN PLATFORMLAR NE YAPIYOR?
Aslında pratikte nefret söylemi tanımlamalarına uygun olarak platformların getirdikleri sınırlar keskin hatlarla çizilmiş.
Facebook ve Instagram nefret söylemini, korunan özelliklere (ırk, etnik köken, ulusal köken, dini bağlılık, cinsel yönelim, kast, cinsiyet, cinsiyet, cinsel kimlik ve ciddi hastalık veya engellilik) dayanarak insanlara yönelik doğrudan bir saldırı olarak tanımlıyor.
Twitter; Irk, etnik köken, ulusal köken, kast, cinsel yönelim, cinsiyet, cinsel kimlik, dini inanç, yaş, engellilik veya ciddi hastalık temelinde diğer insanlara karşı şiddeti teşvik edemez veya doğrudan saldıramaz veya tehdit edemezsiniz. Ayrıca, bu kategoriler temelinde birincil amacı başkalarına zarar vermek olan hesaplara da izin vermiyoruz.” diyor.
YouTube nefret söylemine izin vermediğini açıkça belirtiyor. Aşağıdaki özelliklerden herhangi birine dayalı olarak bireylere veya gruplara karşı şiddeti veya nefreti teşvik eden içeriği kaldırıyor. Yaş, Sınıf, Engellilik, Etnik köken, Cinsiyet Kimliği ve İfadesi, Uyruk, Irk, Göçmenlik Durumu, Din, Cinsiyet/Cinsiyet, Cinsel Yönelim, Şiddet olayı mağdurları ve yakınları” gibi konulu içerikler nefret söylemi olarak belirtiliyor.
Peki belirtilen tanımlar bu kadar açık ve paylaşım sınırları bu kadar keskin çizilmişken insanlar nasıl oluyor da nefret dilini rahatlıkla kullanabiliyor?
NE YAPILMALI?
Öncelikle nefret söylemi yapılan yorum ve paylaşımların hiçbir şekilde tasvip etmemek, desteklememek gerekiyor. Beğeni atmanın bile nefret diline destek sağladığını unutmamak gerekiyor.
Bu tip paylaşımları platformlara şikâyet etmek gerekiyor.
Hukuki açıdan bakıldığında nefret söylemlerindeki hakaret veya ifadelerin aslında kanunda cezalandırılabilir suçlar olduğu unutulmamalıdır. Bunun için öncelikle yetkili mercilere ispatlı delillerle (ekran görüntüsü, şahit vb.) şikâyet etmek gerekiyor.
Sonuç olarak, nefret söylemine maruz kalındığında gerek platformlar bazında gerekse kanuni yollarla hakların aranması gerekiyor.
Ancak bunların yanında kanun işleticilerin de şikayetleri titizlikle incelemesi gerekiyor. Devlet büyüklerine ya da siyasilere yapılan hakaretin akabinde yürütülen davaların benzeri vatandaşa da yapıldığında aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Bu şikayetlerin takipsizlikle kapatılması yerine yasa çerçevesinde cezalandırılmaları yapılarak topluma örnek olacak şekilde yayınlanması gerekiyor.
Her zamanki gibi kamu yöneticilerine ve medyaya da görevler düşüyor. Hazırlanacak bilgilendirici spotlarla toplumun bu nefret dilinden uzaklaşması için yönlendirilmesi gerekiyor.
Tabii siyasiler ve bol takipçilere sahip sosyal medya hesaplarının da nefret söylemlerinden uzaklaşması gerekiyor.
En önemli önlemlerden biri de trol ordularının yok edilmesidir. Hiçbir bilgiye sahip olmayan trollerin algı yaparak fayda sağlamasını beklemek hiç akıl karı değildir. Trol ordularının taraftarlarına zarar vermekten başka da bir işe yaramadığı her sosyal medya kullanıcısının malumudur.
Bugün nefret dilinin söylemlerinde olanlar yarın karşımıza eylem olarak çıkacaktır. Bu da hem toplum yapımızı hem de ülkemizin bekası için ihtiyacımız olan birlik ve beraberliğimizi bozacaktır. Güzel vatanımızın, yaşanılabilir ve mutlu bir ülke olması için nefret dili yerine sevgi dolu bir dile ihtiyacı vardır. Şartlar ne olursa olsun iletişim ve diyalog tercihinden azla vazgeçmemek gerekir.
Nefret söylemlerinin bütünü olan nefret dili, toplum dili olmamalıdır. İşte bu yüzden herkes bu konuyu önemsemeli, görev edinmeli ve üzerine düşeni fazlasıyla yapmalıdır.


