"Enter"a basıp içeriğe geçin

MAHREMİYET ÖNGÖRÜLÜ KENTSEL YÖNETİŞİM VE KENTSEL ZEKA

Giyilebilir teknolojiler günlük hayatın sıradan bir parçasına dönüşüyor.

Saatler, yüzükler, kulaklıklar, gözlükler ve üzerimizde taşıdığımız diğer akıllı cihazlar artık yalnızca veri üretmiyor; çevrelerini algılıyor, kaydediyor, işliyor ve başka sistemlere aktarabiliyor.

Mahremiyet, tam olarak burada başlıyor.

Çünkü teknoloji küçüldükçe ve sıradanlaştıkça, kayıt yapıldığını fark etmek zorlaşıyor.

Burada gizli kayıt için üretilmiş casus cihazlardan değil, herkesin kolaylıkla satın alabildiği tüketici teknolojilerinden söz ediyorum.

Uzun süredir çalışmalarını takip ettiğim, Avustralya-Sydney Belediye Başkanı Clover Moore’un başkanlığındaki Belediye Meclisi, bu yeni riske karşı dikkat çekici bir adım attı.

Sydney Belediye Meclisi, akıllı gözlüklerin belediyeye ait havuzlar, spor ve dinlenme merkezleri, kütüphaneler, çocuk bakım merkezleri ve toplum merkezlerindeki kullanımına yönelik yasak ve sınırlamaları genişleten bir kararı oybirliğiyle kabul etti.

Sydney, akıllı gözlüklerin özellikle havuzlar, spor tesisleri, kütüphaneler, çocuk bakım merkezleri ve toplum merkezleri gibi kamusal alanlardaki kullanımına yönelik sınırlamalar getirdi ve mevcut kurallarını yeni teknolojilere göre yeniden ele aldı.

Kararın temelinde basit ama önemli bir gerçek var:

Kayıt yapan teknoloji görünmez hale geldikçe mahremiyet riski büyüyor.

Özellikle çocuklar ve mahremiyetin hassas olduğu alanlarda bireylerin üstün yararı ve mahremiyetinin korunması esas alınıyor.

Akıllı gözlük, en çarpıcı örneklerden biri.

Karşınızdaki kişi size bakıyor.

Siz onun yalnızca baktığını düşünüyorsunuz.

Oysa taktığı akıllı gözlük, baktığı alanı görüntüleyebiliyor, kaydedebiliyor, işleyebiliyor ve aktarabiliyor.

Mesele gözlük değil.

Mesele, kayıt yapan bir teknolojinin sıradan bir gözlük formunda kamusal hayatın içine girmesi.

Sydney vakasını önemli yapan da budur.

Akıllı şehir yaklaşımı çoğu zaman teknolojinin kente ne sağlayacağına odaklanır.

Kentsel Zekâ ise teknolojinin kent sakinlerinin hakkını, güvenliğini, mahremiyetini ve günlük yaşamını nasıl değiştirdiğini de sorgular.

Çünkü bir kenti akıllı yapan, yalnızca teknolojiyi kullanmak değildir.

Asıl mesele, teknolojinin yarattığı yeni riskleri zamanında fark edip insanı koruyacak yönetim refleksini geliştirebilmesidir.

İşte bu refleks, Kentsel Zekâ’nın yönetim pratiğindeki karşılığı olan Öngörülü Kentsel Yönetişimdir.

Serdar Aslan | Kentbilimci
Kentsel Zekâ Araştırmacısı

#urbanintelligence #kentselzeka #öngörülükentselyönetişim CityLab

Öngörülü kentsel yönetişim ve kentsel zekâ
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir